Ayın dolmaya yakın bir yerlerinde binlerce gözlü çukurlar vardı. Suyun akmaya yakın yerlerinde karanlık bir orman. Yanası tutmuş bir ateş ve ateşin etrafında toprak. Toprak rüzgârla havalandıkça ateşin üstünde eflatun hayaller belirdi... Yedi uyurlar gibi, yedi kişi.
İlki, Soğuk Sarı. Aydan geldi.
İkincisi, Mavi Gülüş. Sudan geldi.
Üçüncüsü, Yeşil Cadı. Ormandan geldi.
Dördüncüsü, Kırmızı Düş. Ateşten geldi.
Beşincisi, Kahverengi Ayı. Topraktan geldi.
Altıncısı, Ak Duman. Tanrının üflediği nefesti..
Yedincisi, Garip Nağme. Eflatun bir neferdi.
Soğuk Sarı:
"Bir kez olsun ay suyu içmek isterdim, atalarımdan duydum, ay'ın şavkı kadar parlakmış nehirleri. Çokmuş hem onların marifetleri."
Mavi Gülüş:
"Ben daha çok bir balık gözüyle görebilmeyi dilerdim nehirleri. Şimdi sorsan, bilip de söyleyemem... Nedir adına deniz dedikleri?"
Yeşil Cadı:
"Derler ki evrende her türlü ağacın ve yeşilin olduğu bir orman varmış. Bir gezegen baştanbaşa ormanmış hep ve dallardan sarkan yapraklar kadar çokmuş perileri..."
Kırmızı Düş:
"Eskiden her şey ateşmiş. Tanrılar her şeyi bir kıvılcımdan yaratmış. Her şey öyle ateşmiş ki, bir zamanlar dünyanın tam göbeğiymiş adına “cehennem” dedikleri. Şimdi ise sönmekte dünyanın bütün ateşgedeleri..."
Kahverengi Ayı:
"Testi içinde taşır ama içemez meyi."
Ak Duman:
"Herkes üfler ama çok azı duyar neyi."
Garip Nağme:
"Hazırsanız açıyorum perdeyi."
Hazırlardı. Yüzyıllardır hep hazırlardı. Bu gece tam zamanıydı. Eflatun bir nağme perdeyi araladı. Nefes tutuldu. Toprak söndürdü ateşi. Yemyeşil ormanlar yükseldi. Sular taştı, uçurdu perileri. Ay güneşin ardına gizlendi. Buhar olup kurumadı ama nehirleri. Işık ayına, ateş gedesine, toprak testisine, ney sesine, mey kadehine, nağme perdesine, yeşil perisine...
Üç kere;
Vasıl!
Vasıl!
Vasıl!
Dualar yerine.
Sekizinci bir çift göz, Siyah Kuş. Ormanın derinliklerinde:
"Unutmayın, hiç... Geceyi..."
]