Daha önce bahsettiğim parka yine gittik. Bu mevsimde olduğu gibi yine bembeyazdı ve korkunç güzeldi ağaçları. Yıllara meydan okuyan çınarların arasından gözüküyordu batan güneş, üst tarafı kırmızı alt tarafı turuncu. Gökyüzünden kopmuş gelmiş bir güzellikti ve tembellik edip çekemedim resmini. Güneş neden batarken kırmızıya çalar hep düşünmüşümdür zaten. Gidiyorum ' un doğadaki en güzel anlatımı mıdır yoksa kırmızı ?
Beyazlığı bozan bir yeşillik gördüm ilerde ve gidip oturdum. Toprağa şemsiyelik yapmış büyük bir çam altıydı, sırtımı verdim ve gökyüzüne daldım. Seninle ilk buluşmamızı gördüm gökyüzünde. Nedendir bilmiyorum ama, yüzüne bakmaya bile cesaretim yoktu galiba. Öylesi heyecanlanmıştım ki, bedenimi yarıp çıkacaktı yüreğim. Körebe oynuyorduk adeta, sen bir ebeydin bense korkularının arkasına saklanmış cesaretsiz oyuncu. Gözlerine bakıp ilk elini tutuşumu hiç unutmadım zaten, doruğu gözükmeyen kaf dağına çıkışımın ilk adımıydı..
Kadifemsi bir yumuşaklığı vardı ellerinin ve devamlı ıslaktı nedense. Hep bir kağıt peçete taşırdın çantanda, kimi zaman ellerini silerdin, kimi zaman kaderimizin gözyaşlarını. Ellerin her cefanın kurbanıydı aslında. Kimi zaman mor, kimi zaman kırmızı oldular. Kesilince kabuk bağladı, ezilince ağladılar. Benim için o kadar özellerdi ki, çoğu zaman ellerini değil yüreğini tutuyor zannederdim. Sana haksızlık eder, genelde ellerini severdim..
Vatanı uğruna savaşırken, arkadan bir mızrak yemiş general kadar acılı ve mutluyum şimdi. Ölümün yaklaştığını gören insan kadar üzgünüm. Acıdan kaybetmişim çoktan hislerimi. Büyük bir satırla kesilip, atılmış kangren olmuş duygularım. Yarım yamalak yağmurların can verdiği çimenler kadar yeşil, güneşe kahreden kar taneleri kadar beyazım. Beynimin sağ köşesindeki seni soracak olursan eğer, gülüşün yok olmuş vücudun kaskatı, ölü dudağı kadar morsun ve yürek yarası kadar kırmızı...
Bir hastahane odasında, saçı sakalı dökülmüş, kanserli bir hastanın umudu kadar yapayalnız yüreğim. Yitirilmiş düşler ardında, kan pompalıyor habire vücuduma. Tarifi olmayan, yolsuz bir hastalıksın sen kırmızı. Yüreğimden başlayıp bulaşmışın tüm vücuduma, her bir zerremde hissedilen ve ölüme kadar hasret bırakansın yarınlara.. Yanmanın başka bir tadı, alevin değişik bir rengisin, özetlersek; kısaca kırmızısın..