Hangi yağmurda sızdın içime bilemiyorum ki! Kanıma karıştığın günün adını koyamıyorum. Sahi; damarlarımda gezinirken,zamanın hangi dilimindeyiz sen çözebiliyor musun?
Nasıl da üşüyordum sensizliğin anemisinde! Güneşe nankörlük ediyormuşum, onun suçu değilmiş sıtmalanmalarım. Özür dilerim Güneş! Bana yanlış anlatmışlar, yakıcı-kavurucu ve göz kamaştıran sen sanırdım, sitemim bundandı. Darılma ama bir BULUT seni emekliye ayırdı. Artık bir BULUT'un göğsünde düşlere yatıp, söndürüyorum seni. Saçlarımı O'na okşatıyorum ellerimi de O ısıtıyor.
Gündüzler de geceler de aydınlık ve BULUT'lu. Artık debelenmiyorum güneşli günleri seviyorum diye! Işık, gördüğün değil hissettiğin kadar aydınlatmakmış ruhunu...
Tek düşmanım rüzgar artık. Doğayla bile kavgaya başladım. O sesini yükselttikçe, bakışlarımla şimşekler çaktırıyorum. Daha galip olanda malup olanda belli değil. Sanırım uzatmaları oynarken bile, kim bilir kaç mevsim değişecek. Hem ne önemi var ki? Tabiatla kavgaya tutuşan ben değilmiyim, bir de mevsimleri alırım karşıma...
Sevda lugatında ''zaman'' gizli özne, ''kaçış'' ise yeri olmayan bir betimlemedir. Her yürek kendi literatüründen seçer kelimelerini. Aşkın ayetlerini yazar, inanç kitabını yaratır ve okudukça yarin adını zikreder aşık. Artık sevi ayinleridir ömrü! Ayinler ise vukuya erdiğinde biter. Ne zaman ki, ayağı vuslatın eşiğindedir o vakit gözünü açar dinlenir...
Şimdi ışığında, sıcağında, yangınlarındayım... Vuslata çok var bilirim. Güneş öldü! Rüzgar korkuda! Mevsimler sıraya geçti...
Sen sus! Ses etme, öğrenmesinler rakiplerinin onlardan biri; bir BULUT olduğunu!
Kavgamı ben başlattım ben bitiririm. Ama bana söz verir misin ? Kaybedersem ıslatmayacaksın toprağı!!!
Elif Battal
] ]