Suçlusun Başkan!.. Suçlusun!.. "Siyanüre, Taşeronlaşmaya, Koyların, Suların Satışına Hayır!" Denmez ki...

Orası Dikili. Belediye Başkanı genç bir adam, Osman Özgüven. Ümüğüne çökülüp soluksuz bırakılan demokrasi güçleri için bir oksijen tüpüydü o zaman Dikili. İnsanlar yalıtılmışlık ve boğucu yalnızlık duygusunu aşmak için orada bir araya gelmeye çalışıyorlardı. Sonraki yıllarda bu etkinliklere Türk-Yunan dostluk çabaları da eklendi.

yazı resim

1980 ve sonrasına uzanan nice yıl... 12 Eylül vahşetinin toplumun hücrelerinde duyumsandığı, dışardakilerin içerden çıkanlara selam vermekten korktuğu yıllar... Yılgın, suskun, korkak bir toplum.

Ben 1986’da ancak duydum. Yazın, Barış ve Demokrasi şenlikleri yapılıyormuş. Şiirler, şarkılar, türküler, tiyatro... Paneller, konferanslar düzenleniyor, aydınlar katılıyor, topluma serpilen ölü toprağı silkelenmeye çalışılıyormuş. 12 Eylül’ün işsiz bıraktığı insanlar, üniversite öğrencileri, tezgâhlar açıp el emeği ürünlerini satıyormuş.

Orası neresi mi?

Orası Dikili. Belediye Başkanı genç bir adam, Osman Özgüven.

Ümüğüne çökülüp soluksuz bırakılan demokrasi güçleri için bir oksijen tüpüydü o zaman Dikili. İnsanlar yalıtılmışlık ve boğucu yalnızlık duygusunu aşmak için orada bir araya gelmeye çalışıyorlardı. Sonraki yıllarda bu etkinliklere Türk-Yunan dostluk çabaları da eklendi.

O gün bu gündür mimlidir Osman Özgüven. İşte o Osman Özgüven, geçtiğimiz günlerde, bütün suçlarının cezasını gördü. 8 yıl 4 ay hapis cezası yedi. Hukukçuların dediğine göre, dava ihaleye fesat karıştırma suçuyla açılsa da, ceza usul hataları için verilmiş. Çünkü fesat karıştırarak elde edilmiş bir para yok ortada. Hani cebe giren çıkan para olsa, diyelim ki “Oh olsun!”. Avukatların yaptığı dikkatsizlik sonucu oluşan bir usul hatası ki, koca adamdan bebeğe dönüştürülen katillere ya da rızası(!) ile tecavüze uğrayan çocuk tecavüzcülerine veriliyor mu bu kadar ceza şimdi anımsayamadım. Adalet kızımızın gözbağı yok ki artık, terazisi de düşmüş yerlere.

Osman Özgüven’in suçu bunlarla kalsa neyse... Esas mesele sömürü düzeninin çanına ok tıkamak sanki. Öyle ya... Ya örnek oluverirse...

10 tona kadar suyu, halka bedava vermek.

Ekmeği belediye fırınında üretip ucuza satmak.

Belediyeye cenaze arabası sağlayarak acılı zamanında halka rahat ve ucuz hizmet sağlamak.

Çocuklara bedava süt, spor giysileri dağıtmak, servis aracı almaya uğraşmak.

Taşeron firmalar yerine, belediyenin işlerinin belediye tarafından ucuza mal edilerek yapılmasına uğraşmak.

Depremi yaşamış olan Vanlı çocuklara, gençlere, güneşi, o güzelim Dikili denizini, kumunu sunmak.

Organik tarımı desteklemek.

Jeotermalden yararlanmak.

Hele hele hele... Zurnanı zırt dediği yer var ki... Hiç affedilir gibi değil.

İlçesinin sıcak sularını, yer altındaki altın damarlarını, derelerini, o güzelim koylarını birilerine peşkeş çekmek yerine direnip durmak. Üstelik, Bergama’daki siyanürlü altın çıkarma çalışmalarının karşısında olmak. Yetmezmiş gibi Madra Dağları’na, Kaz Dağlarına musallat olan altın şirketlerine karşı da savaşım vermek.

Hey gidi Osman Başkan... Düzene uyuverecektin oysa. “Zamane, işte böyle!” deyiverecektin.

Komisyonlara gark olup çoluğuna çocuğuna gemi, pırlanta şirketi değilse de ne bileyim işte, başka şeyler almayı becerecektin. Yurtdışında evler, şirketler falan hani...

Suçlusun başkan, suçlusun... Hem de çok suçlusun. Sana 8 yıl ne ki? Yat içerde, nice gazeteci, yazar, öğrenci gibi...

Bir daha dünyaya geldiğinde de sen sen ol, elin iyice uzun, cebin kocaman olsun ki Allah “Yürü ya kulum” desin.

Şöyle bir bak etrafına, yürütüp yürütüp yürüyenlere... Bu sistem böyle işliyor, biz çocuklarımızı dualarla büyütürken, böyle işliyor bu sistem.

İşte bu nedenlerle hiç uslanmayan Ege için “ Tez zamanda düşürülmelidir!” diye ferman buyurdu padişah efendimiz...

Görelim bakalım, boynumuz kıldan ince midir?

20.11.2012
Vildan Sevil

NOT: Osman Özgüven’in uğradığı haksızlğı protesto etmek için 24 Kasım 2012 tarihinde Dikili’de bir miting düzenlenmektedir.

Başa Dön