..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Olgunluğa erişmemiş şairler ödünç alır, olgunluğa erişenler çalar. -George Eliot
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Felsefe > Bayram Kaya




29 Ekim 2021
Kurucu İnşa Temelindeki Kolektifi Oluşumlar 23  
Bayram Kaya
Hayat çevresinde olup biten kısıtlı bir kütle, kısıtlı bir enerji, kısıtlı bir işlev durumlarla ve bunların kısmi bir reaksiyonları içinde yaptığı seçme ayıklamalarıyla kısmi bir yalıtımla oluyordu. Geçici olarak entropiyi durduruyordu.


:BBC:
Hayat yeryüzünde kendi var olma hikâyesine başladığı sırada yeryüzünde ne mülk vardı, ne de mülk sahibiyim diyen vardı. Mülk sahibinin söylediği sözü anlayacak bir "özne beyin de" yoktu. Beynin öznelliği, şunun şurasında 750 milyon yıldır var.

Her şey gibi hayat ta bir çırpıda bugünkü haliyle ortaya çıkmamıştı. Aslan sizin mülk sahipliğinizi dinlemiyordu. Mülk sahipliğiniz mikrobun umurunda bile değildi. Aygır, beygirin peşinde günaha batmak için koşmuyordu.

Zaten bizler de mülk sahibi olunan tapulu bir zilyet içine, bu türden bir genetik bilgilerle doğmuyorduk. Hayat bir çevre içindeydi. Hayatın da bu çevreyle bir ilişkisi vardı. Bu ilişki mülk ilişkisi değildi.

Bu ilişki hayati önemde madde ve enerji giriş çıkış ilişkisiydi. Hayati önemde olan birikimler, üreme yoluyla kendisinden sonraki kuşaklara aktarılıyordu.

Mülk söylemi hayati önemde olmayan özel ve özgün bir tanım. Eğer mülk gibi rızk gibi mana anlayışına tabii özel ve özgün tanım ya da sonuç durumlar hayati bir önem taşısalardı her hayatın içinde olurdu.

Neden mi? Enerji sağlama süreçleri hayatın en temel süreçlerinden biri ve ilkidir. Enerji sağlama süreçleri sizden önce ve bu nedenle sizin doğumunuzla sisin içinizdedir. Enerji sağlama süreçleri hayati önemdedir ve üreme yoluyla kendisinden sonraya aktarılırlar.

Mülk ve rızk söylemi de sonuçta birer enerji sağlama süreçlerine denk gelen anlam ve anlatımdırlar. El 'in dediğine göre mülk sahipliği de evvelden; rızkların verilmesi de bizler doğmadan evveldendi. Yani El 'in söylemine göre mülk te rızk ta hayatın bir gerekliliğiydi!

Eğer bu bilginin ifade ettiği anlam, hayatın doğuşundan önce bir belirlenim olsaydı mülk ve rızk bilgisi de enerji sağlama süreçleri olarak hayat ile birlikte, bizim içimizde bir bilgi olarak bulunurdu.

Özümleme süreçleri ve havanın ısı koşullarını ölçmenin bilgisi daha biz doğmadan önce, bizde olan bilgilerdi. Yani bizlerin doğumuyla birlikte hayati önemdeki kimi dış dünya bilgilerinin kopyaları içimizde vardı.

Biz doğmadan dış dünyayı biliyormuşuz gibi ısı ölçümü yapan vücudumuz gibi mülkü refleks olarak duyuyor, vücudumuzda rızkın anlamının bilgisini taşıyor olurduk. El 'e göre mülk ve rızk mana anlayışı hayati önemde olmakla biz doğmadan önce varlar. Ama bunlara ait irsi bilgi içimizde yok, bu nasıl olur?

Yani hayati önem taşır olmakla vücudun sindirim yapıyor olmayı bilmesi, vücudun ısıölçer bir kapasiteyle doğuyor olması; savunma sisteminin biz doğmadan önce sanki kimi mikropları tanıyıp, biliyor olmamakla; vücudun kimi mikroplarla savaşmayı biliyor olması birikimli evrimsel bir kuvvet alanı nedeniyle bizlere aktarma olurlar.

Eğer El 'in mülk sahipliği ve rızkları takdir etmekle enerji sağlama süreçli kaderlerimizi elinde tutması; bu kadar hayati önemde ve biz doğmadan öncenin bilgisi ise; mülk ve rızk ta biz doğmadan önce doğumla bizim içimizde olması gereken bir dış dünyanın bilgisi olmalıydı.

Tıpkı özümseme süreçleri, savunma mekanizması, havanın ısısını ölçme gibi durum aktarımlar hayati önem taşırlar. Hayati önemle olanlar genetik olarak üreme yoluyla aktarılırlar. Eğer hayatın kendi evrimi ve kendi aktarımı içinde biz doğmadan önce; hayat kendi çevresinde bir mülk ilişkisini bilip tanıyor olsaydı; bunu bize aktarırdı.

Söylendiği gibi hayattan önce mülk sahipliği ve rızk takdir etme gibi bir aktarım gerçekliği olmadığı için hayat; mülkün sahibini düşünmeksizin enerji olan her şeye yönelir. Veya rızk verme işi bizden önce takdir edilmekle kader olarak bizde taşınan bir korunum yasası veya bilinç düzeyi olurdu. Bizler de de mülkün sahibini tanıyor olarak doğardık. İzinle olurduk.

Alt beyin, orta beyin bizden önceki dış dünyanın bilgisini taşıyan kapasitelerdir. Bunlar biz doğmadan önce kabataslak ve kısmi bir dış dünya bilgisini içimizde taşırlar. Hayat doğmadan önce hayati bir önem belirten "rızkı verilme bilgisi ve mülkün sahibi olma bilgisi", bizim gibi diğer hayatların içinde de yoktu.

Hiç bir hayat, rızkın verilmesi ve mülkün sahipliği üzerine bina olmuyordu. Hayat tuzlu sularda hücreler düzeyinde inşa oldu. O ilk aşamadaki hayatın çevresi tuzlu suydu.

O günlerin deniz suyu 2,1 oranında tuzluydu (oranda yanılıyor olabilirim). Ne bir eksik ne bir fazla olarak hücrelerimiz milyonlarca yıldır suyun bu tuzluluk oranını koruyordu.

Bunu nereden mi biliyoruz? Tortul kayaçlar içinde hapis olmuş fosil su damlacıklarından. Yaş tespitli fosil damlacıkların tuzluluk oranı hücreler arası sıvının tuz oranıyla bire bir aynıydı. Bu oran şimdi denizlerde 2,2 seviyesindedir.

Yani tuzluluk oranı denizlerden karalara çıkan hayatın hücreler arası sıvısındaki tuzluluk oranının fosil kayıtlarıyla aynı olmasından biliyoruz. Hayat; tuzluluk gibi hayati önemde olanları üremeyle aktarıyordu. Bu aktarımlar içinde enerji sağlama hayatiyetine denk gelen mülk ve rızk takdiri yoktu.

O günkü denizlerin tuzluluk oranı hayatın illa ki arayıp tercih ettiği oran değildi. Hayat adım adım inşa olurken çevresinde bu tuzluluk oranını bulmakla kendisini bu tuzluluk oranına göre inşa etti.

Hayat bu deniz suyu oranı taban alarak entropisini dengeye götüren süreçlerdi. Değilse vücudun bu oranı taban alıp bu oran üzerine düzenlenen süreçlerle olmasına bakıp ta hücreler arası sıvı tuzluluk oranı tam da hayatın istediği kıvamda bir orandır demek beyhudedir.

Hayat çevresinde olup biten kısıtlı bir kütle, kısıtlı bir enerji, kısıtlı bir işlev durumlarla ve bunların kısmi bir reaksiyonları içinde yaptığı seçme ayıklamalarıyla kısmi bir yalıtımla oluyordu. Geçici olarak entropiyi durduruyordu.

Rızk ve mülk kavramı El 'in dediği gibi bizden önce ve hayati önemde bir takdir ve çevre koşulu olsaydı; mutlaka içimizde genetik düzenleme olurdu. Neden mi? Çünkü vücudumuz, yukarıda da dediğimiz gibi enerji bağlanım ve enerji çözümleme süreçlerinin bilgi ve işlevsel donanımlarını kendi içinde yalıtmıştır.

Bu denli hayati olan özümleme süreçleri dışta bir mülk ve rızk ilişkisi üzerinde sağlanıyor olsaydı, özümleme süreçleriyle birlikte mülk ilişkisi ve rızk kavramı da içimizde kısıtlı bir hayatın korunum yasası olarak taşınıyor ve irsi olaraktan da aktarılıyor olacaktı.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın felsefe kümesinde bulunan diğer yazıları...
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18/7
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18/6
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18/3
İttifaklar Bir Referans Noktasıydılar 18/5
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18/4
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18/2
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 18
İttifaklar Birer Referans Noktasıydılar 15
İttifaklar Bir Referans Noktasıydılar 13
İttifaklar Bir Referans Noktasıydılar 9

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Yitik Dizeler [Şiir]
İçimizdeki Yabancı [Şiir]
Darmadumanında [Şiir]
Sıradakinin Yıkılışı [Şiir]
Yaşamını Hiç Eden [Şiir]
Küsmem Gam Elinde [Şiir]


Bayram Kaya kimdir?

Emekli eğitimci. 1950 Mucur / Kırşehir doğumlu.


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Bayram Kaya, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.