..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bilinç ruhun sesidir, tutkular ise bedenin. -Rousseau
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yazarlar ve Şairler > Yûşa Irmak




27 Temmuz 2022
"Suya Kanat" Ummana Karışan Şiirler  
Yûşa Irmak
Her ne ise, hem kitapları bilirsiniz, bıraktığınız köşede, evet tam da oracıkta bir kedi gibi sessizce bekler, bir insan elinin ciltlerine, insan gözünün içlerine bakmasını isterler… Kitapların bu bakışına kayıtsız kalamadığım için şöyle minik, şirin bir çırpıda okuyabileceğim kitabı kitaplığımdan alıp okudum. Hacmi küçük ama etkisi büyük bir şiir kitabına denk geldim… Şimdi sizlere bu eser hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum...


:HA:
Can sıkıntımı gidermek içün okuyorum… Evet, çokça okuyorum. “Can sıkıntım” dediysem zevk almadığımdan, haz duymadığımdan değil bile isteye okuyorum. Bilirsiniz bazen insanın ruh dünyası dünkü gibi değildir. Kendi garına çekilmek ve yalnız kalıp kendiyle meşgul olmak ister. Bu yalnızlık hâli bazen bir mecburiyet, bazen de kendiliğinden gelişir. Fark etmez. Neticede insan, nefes alıyor, yaşıyorsa; dertleşecek, konuşacak, gezecek, dolaşacak, düşünecek, sevecek, sayacak, kızacak bir dosta gereksinim duyar. Benim de tam da şu sıralar; yakın, sıcak, efendi, ağırbaşlı, söz dinleyen, anlayan, neşeli, güler yüzlü, yer yer kızgın, bazen kıskanç, bazen de deli bir dosta ihtiyacım var. Saydığım özellikte bir dostluğu insanlar arasında bulmayı samanlıkta iğne aramaya benzettiğim için ben de kitaplarımla yakın dost oluyorum…


Her ne ise, hem kitapları bilirsiniz, bıraktığınız köşede, evet tam da oracıkta bir kedi gibi sessizce bekler, bir insan elinin ciltlerine, insan gözünün içlerine bakmasını isterler… Kitapların bu bakışına kayıtsız kalamadığım için şöyle minik, şirin bir çırpıda okuyabileceğim kitabı kitaplığımdan alıp okudum. Hacmi küçük ama etkisi büyük bir şiir kitabına denk geldim… Şimdi sizlere bu eser hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Evet, “Suya Kanat” isimli bu kitap “Kaybolmak” ile başlayıp “Gaybol-mak”a doğru akan bir yolculuğu, tevekkülle kabul etme şuurunun keskinleştiği, kâl’den, hâl’e dönüşmeyi tamamlamaya çalışan bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor! İlginç de bir not var kitapta. Şöyle diyor şair: “Suya Kanat şairin muhtemelen son şiir kitabı.”

Mühür Kitaplığı, İhsan Deniz imzalı, 39 sayfalık bir içim su ama umman tadı veren enteresan şiir kitabındaki şiir adlarına bakıldığında sanki Rilke’nin mi yau bunlar demeden edemiyorsunuz. Hatta bu kitabın ismi: “Saatler Kitabı” olmalı, şair yanlışlıkla mı “Suya Kanat” koymuş diye düşünmeden edemiyorsunuz… Zira “Serin”, “Ağır”, “Uzak”, “Sessiz”, “Derin”, “Yakın”, “Kuşkulu”, “Durgun” diye başlayıp hepsi “Saat” ile biten şiir başlıklarından başka bir çağrışım çıkartmak mümkün değil. Ama, fakat ve lakin tek tek şiirleri okumaya başladığınızda, kitabın tümüne yayılan ana düşüncenin, kitabın bağlamını kuran temel şiirsel vaadin ayrımına varabiliyorsunuz. Ve elbette bütün kitabı özetleyebilecek eski, çok eski bir mısra aklınıza geliveriyor ama bu mısrayı yazının sonuna bırakacağım müsaadenizle…

Şimdi gelin hep birlikte bu şiir kitaba bir gözatalım…

***

Epistemolojik kopuşun fikir babası Gaston Bachelard’ın, bizim anâsır-ı erbaa olarak bildiğimiz dört unsuru (hava, toprak, ateş, su) evrensel imgelemin eşiği ve kaynağı olarak ele alıp yazdığı bir dizi eseri var. Bu girişimin bir uğrağı olan “Su ve Düşler” isimli eserinde ise hazret şöyle der: “Derin suda kaybolmak ya da uzak ufukta kaybolmak, derinlikle ya da sonsuzlukla özdeşleşmek; insanoğlunun, imgesini suların yazgısından alan yazgısı budur işte.”

Kaybolmak’tan Gayb’olmak’a…


İşte İhsan abinin şiir kitabı “Suya Kanat” tam olarak evrensel bu durumu kaderi olarak taşıyor gibi geldi bana. Elbette başta “Kaybolmak”la yola çıkar (“Şu sarhoş denizin ufkunda nasıl kayboluyorsa sırtlan / kaçmak istedim ben de dilimdeki o âtıl yaradan”) sonrasında bir arzudan, fakat nihai bir arzudan arınma deneyimi olarak Gayb’olmak’a doğru senkronize olur yazarımız…

Aslında İhsan Deniz’in şiirinde daha başlangıç anlarından beri “su, deniz, yağmur, kuyu, kıyı, köpük, ırmak” gibi bir dizi sözcük öbeğiyle bize ulaşan bir sıvı/akışkanlık imgesi bolca bulunuyor. İlk kitabı “Mağara Külleri”nden (1984) bir dize örnek vermek gerekirse: “denizler seni anlatamaz”. Zaman zaman geriye çekilir, derine iner gibi olur. Ama her kitabında alttan alta bu saklı varlığını hissettirir bize o gizemli akışkanlık. GeceDilOldu (1998) kitabından sonra ise adım adım, giderek baskınlık kazanmaya başlar. Hurufi Melâl’deki (2002) “Toplu Sayfa” şiirinin bir bölümünde: “İnsan bir denize kaç kere bakabilir?.. Hiç unutmam: Aynadaki yüzüne yanan/ bir denize bakar gibi/ bakmıştı Cahit Zarifoğlu… Yüzündeki denize öyle bakanı hiç görmedim!/ … Hiç sormamıştım bugüne/ kadar: Bir denize bakmayalı kaç/ zaman oldu? Bir denize sığmayalı/ kaç zaman?” der…

Bachelard abimiz de ismini zikrettiğim eserinde; “Su tözsel bir yokluktur. Umutsuzlukta bundan daha ileri gidilemez. Kimi ruhlar için su umutsuzluğun maddesidir.” der. İhsan Deniz’in 40 yıla varan şiir serüveninin hiçbir döneminde umut’a, neşe’ye, nikbinlik’e uğramadığını tespit etmek bizi nereye ulaştırır? Belki şöyle bir çıkarıma: “ben” ile “nefs” ile “dünyada olmak” ile didişen bir şiirdir İhsan Deniz’in şiirleri… Baştan buna yazgılı bir şiir çünkü. Ve kaderi de tıpkı bir kitabının adı gibi “Baht-ı siyâh” olan bir şiir…

Su ve akışkanlık, Batı şiirinin büyük imgelem havuzlarında çoğunlukla “Narcissus”a bağlanır. Ya da periler, Nymphe’ler, Nereus Kızları, kuğulara filan… Bir yanı narsisizme, bir yanı melankoliye çıkar bu imgelem kaynağının. İhsan Deniz’de ise her ikisi de yoktur! Çünkü “melankoli” ile “melâl” aynı anlama gelmez! Yakındırlar, karıştırılırlar ama ontolojik olarak birbirinden farklıdırlar.

İhsan Deniz’in yolculuğu, yazının başında da dediğim gibi, “Kaybolmak”la başlayıp Gayb’olmak’a doğru akan bir yolculuktur adeta… Şair de zaten bu şuuru her haliyle, ama Batı’ya özgü bir trajedi kahramanı gibi değil de Doğu’ya yani bize ait bir kul olma haliyle kabul eden, onu taşıyan, kaderin içinde eriyip ummana karışmayı dileyen ve bekleyen biri olarak karşımıza çıkar. Ve bunu, şu dizelerdeki gibi çok zaman önceden beri bilendir:

“Kaybettim,/ ihsanı/ ve denizi/ ve içinde ketbolan İhsan Deniz’i.” (Baht-ı Siyah, 2009).

Son şiir kitabı mı?

Hayır değil. İnşallah da son olmaz. Zira bu kitaptan sonra “Tam” adlı bir şiir kitabı ve toplu şiirlerinin yer aldığı “Dut Ağacında (Toplu Şiirler 1980-2015)” adlı iki eseri daha dünyaya getirdi. Suya Kanat, ise tüm şiir kitapları arasında son şiir kitabıyla da uyum içinde bu şuurun keskinleştiği, kâl’den hâl’e dönüşmeyi tamamladığının bir göstergesi gibi geldi bana.

Şair, Pessoa’dan, “Sular çağırıyor beni / Denizler çağırıyor / Beni çağırıyor ete kemiğe bürünen tüm uzaklıklar” epigrafıyla açılıyor Suya Kanat… Şair bu çağrıya yanıt veriyor kitaptaki şiirler boyunca ve sonunda iyice küçülen puntolarla kapanışını [bitişik yazılmış] şu dizelerle yapıyor: “kaderimeboyuneğdim”.

İhsan Deniz’in 1998 yılından beri eserlerini takip eden bir okuru olarak “Hayalî”nin o muhteşem mısraını anmakla yetinelim biz, yazının başında söz verdiğim gibi. Belki de –kimbilir- yazmacağını söyleyen şaire bir cevap olur bu dizeler:

“Cuylar çün erdiler deryaya hâmuş oldular.”

Allah şairden razı olsun…

Kalın sağlıcakla…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yazarlar ve şairler kümesinde bulunan diğer yazıları...
İlla da Ben… Ben!..
Şairlerin Kendi Seslerinden Ölümü
Verem Edebiyatı
"Anlamı Yok Tüm Sözlerin"
Deneme Ustası Evliya Çelebi
Aramızdaki Şeyler
Refik Halid’in Ahmed Midhat Efendi’si
Tolstoy’un Karısı
Günde 25 Dolar Artı Masraflar
Abdülbaki Gölpınarlı

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Eylül’de İstanbul
Budalalık Nedir, Nasıl Keşfedildi?
Hiç Bitmeyen Deneyim
Tesirsiz Sözler 5
Eskimek
El Ruido de Las Cosas Al Caer (Düşen Şeylerin Gürültüsü)
Boş Çerçeve
Tesirsiz Sözler 4
Tesirsiz Sözler 3
Öylesine Cümleler

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sevgiliye Hasretle [Şiir]
Tesirsiz Şiir [Şiir]
Lafzı Terennüm [Şiir]
Beste-i Nigar [Şiir]
Kehribar Gözlüm [Şiir]
Geceye Kâside [Şiir]
Benimle Ölür Müsün? [Şiir]
Yâr Gördüm [Şiir]
Med Cezir [Şiir]
Bir Dudak Yarılması [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı! Yayıncı, gazeteci ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Yûşa Irmak, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.