Doğum kadar doğalsın ölüm.
Sana bir itirazımız yok.
Seni vareden, senin sebebin, varlık gerekçen, o çok sevdiğimiz, uğruna büyük bedeller ödediğimiz « yaşamdır » çünkü.
Tek tek ve sıramız geldikçe, yaşamla tanıştığımız gibi, seninle de tanışacağız yeni bir yolculukta be ölüm.
Ancak, birşeyler var yolunda gitmeyen.
İtirazımız bundan.
Birileri var, yaşamdan gayri, doğum ile senin arana giren.
Senin rengini değiştiren.
İtirazımız bundan.
Savun kendini ölüm.
Oyuncak olma soysuzun elinde.
Kendi yetkini, dişini, tırnağını kendin kullan.
Kullandırma düzenbaza dayanılmaz gücünü.
Ekmek uğruna, emek uğruna, vatan, bayrak, millet uğruna, yalan, çıkar ve hesap, hırs, pilan, kâr ve daha çok hakimiyet uğruna,
savaşa « evet » diyenlerin imzasıyla … çalma gencecik hayatların kapısını.
Sebebi ne olursa olsun çalma.
Savun kendini ölüm !
Sen soylusun.
Rezil rüsva olma soysuzun elinde.
Manşetlerde bugün seni gördük ölüm.
İgrençtin.
Kandil dağından yere süzülen askerin cansız bedenindeki sendin.
O askerin, bir sivil kardeşinin donakalmış açık gözlerindeki de sendin.
Kendine gel ölüm.
Ölümlüğünü bil.
Daha fazla Anaların yüreğini yakma.
Geri tep ölüm… geri tep.
Etrafa seni saçanların zihinlerinde patla.
Sonra kendi işine bak ölüm.
Sonra kendi işine !
Strasbourg, 28.02.2008