..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Anlamak beğenmenin başlangıcıdır. -Spinoza
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Beklenmedik > Aysel AKSÜMER




19 Mayıs 2011
Bir Adamın Gözyaşları  
Aysel AKSÜMER
Tıraş kesiklerinin üzerini bir pamukla siliyor bir yandan da “düşüncelerim de akşamdan sabaha kadar uzayan şu sert sakalıma benziyor. Birini yüzümden, diğerini kafamdan kestirip atamıyorum işte. Sürekli beynimde çoğalıp duruyorlar” diyordu.


:AEHH:
Yağmurun geleceğini eklemlerindeki ağrılardan anlayanlar gibi Nedim de birazdan olacakları hissedebiliyordu. Çünkü; ne zaman burnu içten içe sızlasa; gözlerinin içi alev alev yanar, yürek pınarlarından kopup gelen damlalar, elmacık kemiklerinden aşağıya doğru sicim gibi akıverirdi. Nedim, bir hamlede ensesinde birleştirdiği parmaklarını çözdü ve gözlerinin üzerine sıkıca bastırdı.

Aklına, emektar gecekondularının ahşap pencere kenarlarına alelacele çul çaput döşeyen annesi geldi. Bir de o meşhur sözü: “Zaten ne zaman gökten bereket yağsa, mübarek bize hep felaket olur”. Annesi; ne kadar uğraşırsa uğraşsın, yağmur sularının duvarları yol edip, tahta zemini ıslatmasına mani olamazdı. Hele, eleğe dönmüş damın altına leğen yetiştirmekten, günlük işlerini yapmaya fırsat bulamazdı. Nedim, çakır gözlerini tekrar açtı ve ıslak avuçlarına baktı. Çocukluğunun pencereleriyle, gözlerinin kaderi ne kadar da birbirine benziyordu. Ne kadar bastırırsa bastırsın, gözden ve gökten gelen yağmura karşı insanoğlu bir türlü dur diyemiyordu.

Pijamasının cebinde aradığı mendilini, ıslanmış yastığının altında bulmuştu. “İnsan, en büyük acılarını hep en yakınındakiyle paylaşırmış” dedi burnunu silerken. Sonra başını iki yana sallayarak “Bak! Gözlerim ve burnum baş başa vermiş nasıl da ağlıyorlar” diye düşündü. Sonra doğruldu ve bacaklarını aşağıya doğru sarkıttı.

Doğru dürüst uyuyamadığı uzun gecelerin, zor toparlanılan sabahlarından birini daha yaşıyordu. “Eğer bir an önce kalkmazsam, işe yetişemeyeceğim.” diyordu yatağından doğrulurken. Esneye esneye banyoya gitti.

Avucundaki mendili, çöp kutusuna doğru fırlattı ve lavabonun musluğunu sonuna kadar açtı. Avuçlarına dolan buz gibi suyu, yüzüne bir kaç defa serptikten sonra başını kaldırdı. Aynada, en sevmediği yüz ifadesi vardı. Ümitsiz, canından bezmiş, bitkin ve yorgun! “Bu yüze; hayat, can ve kan vereceğini bilsem, şu aynaya rüşvet bile teklif ederdim” diye aklından geçirdi. “Gerçi bana gelince onun da doğruluğu, dürüstlüğü tutardı. Ben, gördüğümü söylerim. Yalan söyleyemem der kestirir atardı. Daha da üstüne gitsem, kendi kendini imha edip tuzla buz olurdu” dedi ve hafifçe dudak büktü. Sonra hızlı hızlı tıraş oldu ve kenar dikişleri hafif sökülmüş havlusuyla yüzünü gelişigüzel kuruladı. Tam asarken, havlunun üzerindeki benek benek kırmızılıklara gözü ilişti. Aynaya yüzünü iyice yaklaştırdı ve söylenmeye başladı.

- Bir düşünceden başka düşünceye yüksek atlama yaparsan işte böyle oranı buranı kanatırsın!

Tıraş kesiklerinin üzerini bir pamukla siliyor bir yandan da “düşüncelerim de akşamdan sabaha kadar uzayan şu sert sakalıma benziyor. Birini yüzümden, diğerini kafamdan kestirip atamıyorum işte. Sürekli beynimde çoğalıp duruyorlar” diyordu.

Banyodan çıkar çıkmaz gözlerini kısarak, yatak odasındaki duvara baktı. Saatin 08.00 olduğunu görünce hareketleri daha bir serileşti. Üstünü giyindikten sonra fırça ile simsiyah saçlarını geriye doğru tarayıp can havliyle dışarı çıktı. Basamakları inerken eli de ceketinin ceplerindeydi. Daha sonra ise pantolonunun ön ve arka ceplerinde. Birden dövünmeye başladı.

- Allah’ım mahvoldum ben! Anahtarlık, cep telefonum her şeyim evde kaldı! Ne kadar da aptalım!

Elindeki kumbarada para var mı diye ileri geri sallayan çocuk gibi o da kendini sallıyor ama ne anahtarlık ne de para şıngırtısı geliyordu kulağına. Suçluların, pişmanlık duygusuyla bir süre sonra olay mahalline gelme davranışını Nedim de tekrar kapının önüne gelerek sergilemişti. Hızlı hızlı merdivenleri çıkmış ve kapının önüne gelmişti. Kapalı kapıdan medet umar gibi eliyle sürekli itekliyordu. “Sakin ol! Bir şeyler düşün. Çıkar yol aramalısın” gibi de kendi kendine telkinlerde bulunuyordu. Kısa bir süre kapının önünde öylece kaldı ve sonra yavaş yavaş merdivenleri indi. Apartmanın dış kapısının önünde, çenesini ovalamaya başladı. Gözü, karşı apartmanın en alt katında bakkal dükkânı olan Muhittin amcaya takıldı. Adımlarının bittiği yerde “Günaydın Muhittin amca” diye seslendi.

Dükkânının kepengini açmakla meşgul olan Muhittin Bey başını çevirip “Sana da Nedim! Hayırdır! Senin bu saatte burada ne işin var? İzinli misin? diye sorduktan sonra tekrar eski konumuna döndü.

- Sorma. Evden çıkarken her şeyimi içeride unuttum. Moralim sıfır anlayacağın.

- Burada komşuyuz Nedim’ciğim. Geç içeriye de işyerine haber ver. Sonra da anahtarcıyı ara. Para sorun değil.

Nedim , çok memnun olmuştu. Teşekkür ettikten sonra telefona doğru yöneldi. Görüşmesi biter bitmez “Allah da seni bunaltmasın Muhittin amca” dedi minnet dolu bir yüz ifadesiyle.

Muhittin besmele çekerek, dükkânın içindeki su damacanalarını, topları ve süt kasalarını bir bir dışarı çıkarıyordu. Bir yandan da konuşuyordu.

- Figen Hanım da, Rahmi Bey gibi toprak olup gitti be evladım! Allah ikisini de nur içinde yatırsın. Çok iyi insanlardı. Keşke bir kardeşin olsaydı. O zaman bu kadar yalnız kalmazdın.

Nedim’in gözleri buğulanmıştı. Babasının yokluğuna daha alışamamışken on gün önce de annesini kaybetmişti. “Allah sizlere uzun ömür versin Muhittin amca” dedikten sonra derin bir sessizlik oldu.

On beş dakika sonra çilingir servisinden beklediği görevli gelmiş, kapısını açmıştı. Nedim, unuttuğu şeyleri cebine koyarak evden dışarı çıkmıştı. Arabanın kontağını çevirdiği andan işyerine gidişine kadar bakkal Muhittin amcanın söylediklerini düşünmüştü. Evet, yapayalnız kalmıştı. Oysa eskiden, bir şey unuttuğunda, apartmanın ziline aşağıdan basar, annesi de yukarıdan atıverirdi. Akşam eve döndüğünde daha dış kapının önünden burnuna mis gibi yemek kokuları gelirdi. “Acaba alışır mıyım yokluğuna?” diye sordu kendi kendine. Cevabını gözünden süzülen yaşlar çoktan vermişti bile.

Aysel AKSÜMER

.Eleştiriler & Yorumlar

:: .........
Gönderen: Kâmuran Esen / ,
24 Aralık 2013
Genelinde başarılı bir çalışma. Yalnızlık, daha da etkili işlenebilirdi diye düşünüyorum.Naçizane görüşüm bu. Devamını dilerim. Sevgiyle.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın beklenmedik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yola Çıktık Bir Kere (1)
Kayıp Düşler
Yalnızlık Meskeni

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Düşme Sanatı
Muamma
Keşke!
Depresyon - 1
Depresyon - 2 (Son Bölüm)
Küçük Anların Büyüklüğü
Garip Bir Talep
Hayat Perdesi
Yola Çıktık Bir Kere (3) (Son)
Yola Çıktık Bir Kere (2)

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Gelişi Güzel [Şiir]
Global Yalnızlık [Şiir]
Deliksiz Suskunluk [Şiir]
Kırık Bir Aşk [Şiir]
Yürekten Dökülen Dostluk Tanesi [Şiir]
Doğaya Karışmak İstiyorum [Şiir]
İstanbul Düşü [Şiir]
Erik Ağaçları [Şiir]
Bohçadaki Sözler [Şiir]
Geceler [Şiir]


Aysel AKSÜMER kimdir?

Halkla İlişkiler mezunuyum. Devlet memuru emeklisiyim. 2 evlat sahibiyim. Ankara'da yasiyorum. Bir Oyku Kadar Kisa Bir Roman Kadar Derin Hayatlar isimli oyku kitabinin yazariyim.

Etkilendiği Yazarlar:
Orhan Veli KANIK, Reşat Nuri GÜLTEKİN, Anton Çehov


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Aysel AKSÜMER , 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.