Türkiyenin 2009 dış politikasında şu ana kadar en onurlu çıkış ve...
Bunların politikalarının dışında bir tavır sergilediğiniz zaman siyasetten de medyadan da ticaretten de diskalifiye olursunuz (Altan Tan)
Kurulduğu günden bu güne dek İsrailin alışkanlık haline getirdiği, Türkiyenin ise özellikle son 85 yıllık politikasında alışık olmadığı üslubu, Davosta ilk kez farklı bir mekanizma ile çalışıyor gibiydi. Türkiye Başbakanının haklı çıkışı, Peresin siyasi hayatında belki de ilk kez yaşadığı ilki nasıl açıklamak gerekiri beraberinde getirdi. Restleşme mi, düello mu, yoksa siteme karşılık sitem mi demeliydik? En iyisi ve en uygunu Türkiye olarak ağırlığımızı ve tavrımızı net ortaya koyduğumuzu mu kabul etmeliydik? Karar vermek için erken.
Tayyip Erdoğanın son zamanlarda İsraille karşı çıkışlarını, Ortadoğuda son otuz yıllık ana akıma karşı, birileri yeni denge ile kontrol etmek istemelerinden miydi ki, Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz sözünü, Peres dünyanın gözü önünde bu sözleri yutkunarak dinledi. Peresin suskunluğu ve pişkinliği, şüphesiz çökme arefesinde olan İsrailin devamlılığı hatırına zehir zemberek olan bu sözleri sineye çekme olarak ta düşünülebilir.
Türkiye, son 85 yıllık resmi pradigmasını terk etmek istiyor gibi bir tavır sergilemek istedi de denilebilir. Tavrını devam ettirebilecek mi, ya da buna müsaade edilir mi, edilse karşılığında kim neyi bekliyor? Bu tür sorulara da bir anda cevap bulmak şu an için zor.
Son zamanlarda Türkiyenin dış politikada yürütmek istediği diplomasi çıtasını bir hayli yükseltmek istemesi, örnek olarak son aylarda Mısır, Suudi Arabistan, Gazze, Suriye diplomasi mekikleri, Bürüksel çıkışı ve en son Tayyip Erdoğanın Davostaki haklı ve bir o kadar da onurlu çıkışını bir araya getirdiğimizde, oluşan tablonun, Türkiye açısından beklenenin çok üstünde artısı olan hamleler oluşturduğu da söylenebilir.
Tabii bundan çok önce Ergenekon denilen ne idüğü belli olan örgütün tasfiye edilmesi için eğer büyük emir tarafından startı verilen operasyonu, Türkiyeyi Yeni Ortadoğuya götürmenin yol arayışı olarak değerlendirmezsek...
Peresin ataları, binyıllardır kavuşmak arzusu ile yanıp tutuştuğu kutsal ülkenin hasretine, 25 yaşındaki bir delikanlının (Şimon Peres 1923 doğumlu ve İsrail 1948 de kuruldu) hayatında özlem duyduğu o kutsal ülkeye kavuşması, öz evladı gibi özenle bakıp büyüttüğü ancak sonrasında evladın tekrar gözleri önünde sıtmaya yakalanıp can veren bir babanın düştüğü çaresizlik ikliminde ki çıkmazlık.
Pekala, Erdoğanın çıkışlarına farklı başka yorumlarla yaklaşmak ta mümkün;
İsrailin cinayet ve zulmüne maruz kalan Filistin Gazzesindeki katliamdan sonra, adeta Doğunun kendisine has platonik aşk hikayelerine ilham kaynağı olan yeni efsane kahramanlar üretmek ne kadar da kaçınılmaz olmuştu. Şimdi bu efsanenin kahramanı yaratılmalıydı...
Erdoğanın Davostaki tutumunu, Gazze Furkan savaşının başından itibaren sergilediği çıkışlar ve takındığı tavırların genişletilmiş haliydi demek yadırganmamalı. Ortadoğu'da, özellikle Hizbullah ve Hamas üzerinde etki yaratıp İsrail ve Batının sık sık dile getirdiği İranın bölgedeki dik duruşunu ve nüfuzunu kırmak değilse, alternatif bir güç ile dengelenmesi.
Uzlaşmacı pozisyondan uzak İran'ın yerine, Türkiye gibi Batıya dönük ve ılımlı islamı bünyesinde barındıran bir ülkenin ağırlık kazanması, başta İsrail, ABD ve Batılı sisteme mensup ülkelerin istediğiydi. Böylece geçmişten gelen baskın politikalarını devam etme istekleri de elde ettiği zemini korumuş olacaktır.
Erdoğanın Davostaki çıkışı ve söz konusu ülkelerin amacına uygun olduğunu, görememek, kısmi sertlik içeren çıkışa göz yumulduğunu görememek, Davos toplantısında bulunan ülke politikacılarını bilgisizlikle itham etmek olarak ta değerlendirilebilir. İsrail ve ABDnin tercihi olan ılımlı islamın aktif öncü güç olarak, geçmişteki Osmanlı mirasına, varisi olan Türkiyeden daha ehil kim olabilir ki? Kaldı ki, tarihte kalmış bir efsaneyi yeniden canlandırmak sevdası, Türklerin genleşmiş beklentileri ve Arap dünyasının son yüzyılda kapıldığı aşağılık kompleksine merhem olacak türden değerlendirmek, ırklara olan önyargılı bakışın delili de değildir.
Tayyip Erdoğanın Türk ve Arap dünyasına sunmak istediği vizyon, İsrailin Gazzede işlediği katlimlardan ötürü özellikle islam dünyasında biriken enerjinin dışa yansımasında üstlendiği rol mükemmel denilecek derecede çıkışları ve ancak bu kadar olur dedirtecek türdendir.
Tayyip beyin kızgınlığının Paneli yöneten moderatöre olduğunu belirten açıklamalırına rağmen, İstanbul, Gazze ve Arap dünyasındaki tezehüratlar Doğulu halkların duygusallığına iyi bir örnekti! Bununla birlikte, ülke içine dönük mesajlarından birinde DTP yi 29 Mart seçimlerinde sandığa gömmek olarak okumak yalnış olmaz sanırım.
Nitekim Davostaki mesajı alan Arap ve Türk dünyasının entelektüelleri, Türkiyenin bölgedeki rolü ve etkisi hakkında çalışmalara başlamak için start düğmesine bastılar...
Türkiyenin, İsrail ve Batıya sunmak istediği mesaj:
Erdoğanın çıkışını, Peresin Davostaki pervasız söz ve davranışlarına karşı normal karşılanması gereken bir çıkış olarak değerlendirmek en insaflı yaklaşımlar dahilinde değerlendirmekte gerekir.
Ne var ki; Peres, Davos toplantısının ertesi günü yaptığı açıklamada, Türkiye, İrana bir cephe olmalı. Ortadoğuya bir seçenek sunuyorlar. Umarım bunu yapmaya devam edecekler şeklindeki meramı, Peresin ne denli ileriye dönük hayallerinin olduğunu yansıtan ayna niteliğini taşıyordu.
Erdoğanın çıkışı ile Ortadoğunun geride bıraktığı son 30 yıllık serüvenin asıl gayesi, İsraili bölgenin çıbanı olarak köklü ve kalıcı tedavi etmek isteyen düşünceye karşı, pansuman tedavisi ile ağrılarnı dindirmek ve çıbanın tekrar tekrar irin toplamasına zaman kazandırmak mı olacak? Değilse, Ortadoğunun kanser tümörü İsraile gem vurmanın yol haritasının açılıma sunulması gerekiri gündeme getirir!
Stephen Kinzerin değindiği gibi Ortadoğunun anahtarı İranda yani, yeni Ortadoğu inşa ediliyor. Ancak İsrail ve Batıya göre yeni inşaanın asıl sahibi yerli eller mi, yoksa yabancı eller mi, sorusuna cevap arama süreci hala geçerliliğini koruyor...
Şu halde hangi mesaj kalıcı? Kritiğini yapmak ve çıkarılabilecek sonuca göre tavır belirlemek belki de çok erken.
Chavez ve Tayyip Erdoğan arasındaki benzerliktense, farklılığı görmeye çalışmak daha tutarlı olur diyebiliriz. Erdoğan, Bakkal işletmiyoruz sözünü bir nebze de olsa Davosta kanıtlamış oldu. Sözün eyleme dönüşü ise hala nasıllığını koruyor. Konya üssü, İsrail Konsoloslukları, ticari anlaşmalar ve dahası askeri anlaşmalarda değişimler yaşanacak mı? Davosta sarf ettiği sözler, buralarda olası değişimlerin fundamenti niteliğini taşımazsa, sözler askıda kalabilir.
Erdoğan, Reel politika terennümlerini bir kenara bırakıp, bütün bunlardan daha üstün olan iç dünyasında esen duygularını yansıttı ise;
Şu halde bu coğrafyada binler milyonlar yaşadı, zamanı gelince göçtü, gitti.
En yıkılmaz sanılan Büyük Roma İmparatorluğunun yüzyıllar boyunca süren zulüm ve hakimiyetine rağmen, bölgedeki Tevhidi kıyamlara karşı sonunda teslimiyet bayrağını kaldırışını anımsamıştır.
Kadim medeniyetlerin kültürü ile yoğrulan kutsal dinlerin beşiği olduğunu hatırlamıştır.
Evrenin mutlak yaratıcısının ilahi mesajlarını insanlık ailesine sunmak için gönderilen ilahi şahsiyetler alayhine oynanan senaryoları görmüştür.
Rahman tarafından gönderilen her yeni bir din karşısında, üretilen dinlerle nasıl avutulmak istendiğini hatırlamıştır.
Sonra yüzünü geleceğe dönerek, kıyamet sahnesinden geri kalmayacak, ne denli acımasız ve bir o kadar da gereksiz olmayan, büyük savaş sahnelerini görmüştür.
Fıratın, Diclenin, Nilin insanlığın hayat kaynağı olan berrak sular yerine, birkez daha mazlumların kanının taşındığı nehirlere dönüştüğünü görmüştür.
Nice binyıllar boyunca yakamızı bırakmayan haksız ellerin, bizi zorlayarak haksızlığa, zulme karşı sessiz kalmamızı öğütlerle, ninnilerle, nutuklarla avutup durduğunu anlamıştır. Nitekim Sayın Erdoğan da bizim gibi bir insan ve yaratana karşı sorumluluğu var.
Bu olasılıklara rağmen, Türkiyenin 2009 Ortadoğu dış politikasında şu ana kadar en onurlu sözlü çıkış, İsraile Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz! sözüdür. Bu, vicdan sahibi her insanın canilere karşı rahatlıkla söylemesi gereken bir cümle değil mi? Son olarak Ziya Ülhakın, Turgut Özalın, Saddamın, Benazir Buttonun sonunun nasıllığını hatırlamadan da edemedim. Tarih, iki sayfadan müteşekkil ince bir kitapcık mı ne? Her halükarda kim, hangi sayfayı temsil ediyor? Bunun en adil yargıcı, zaman olsa gerek
2009 Dış Politikasında Şu Ana Kadar En Onurlu Çıkış Ve...
Erdoğan, Reel politika terennümlerini bir kenara bırakıp, bütün bunlardan daha üstün olan iç dünyasında esen duygularını yansıttı ise; Şu halde bu coğrafyada binler milyonlar yaşadı, zamanı gelince göçtü, gitti. En yıkılmaz sanılan Büyük Roma İmparatorluğunun yüzyıllar boyunca süren zulüm ve hakimiyetine rağmen, bölgedeki Tevhidi kıyamlara karşı sonunda teslimiyet bayrağını kaldırışını anımsamıştır. Kadim medeniyetlerin kültürü ile yoğrulan kutsal dinlerin beşiği olduğunu hatırlamıştır.