Kayboluyorum

Önümde karmaşık bir yol; korku dolu bile bakamıyorum. Bir duvar arıyorum yaslanacak, belki oturmak için bir taş parçası… Arıyorum, hiçliğin arasına sıkışmış bir parça varlığı..

yazı resim

Bir yazar gibi elimde kalem, kâğıt; bekliyorum. Boş bir kâğıt parçasına çaresizce bakarken yazacaklarımı düşünemeyecek kadar hiçleşiyorum. Yazamıyorum, yaşayamıyorum gökyüzünün alabildiğine engin mavisini. Küçük, küçücük bir kutunun içine sıkışıp hiç kalıyorum.
Önümde karmaşık bir yol; korku dolu bile bakamıyorum. Bir duvar arıyorum yaslanacak, belki oturmak için bir taş parçası… Arıyorum, hiçliğin arasına sıkışmış bir parça varlığı..
Yüreğim kör; çiçekleri göremiyorum, koklayamıyorum denizi, toprağı hissedemiyorum. Soru işaretleri bile kalmıyor, öyle derinsizleşiyorum. Bir elimde kalem, bir elimde kâğıt; sadece karalıyorum. Kandırıyorum kendimi. Evet, diyorum. Evet, işte kalemim, işte kâğıdım, karalıyorum, yüreğimdeki karmaşayı taşırıyorum, diyorum. Oysa yalan, bulanıklıktan başka bir şey yok. Tıpkı puslu bir gece gibi, tıpkı sisli bir akşam gibi. Karanlık bile değil. Işık yaksam karanlıklara, aydınlanır. Oysa bu sis, bu buğu, ışığımı köreltiyor. Aydınlık çok uzak şimdi. Karanlık bile uzak…
Öyle boş. Öyle kayıp. Öyle hiç’im şimdi…
Susuyor, gittikçe susuzlaşıyorum. Sonsuzluğun yerine hiçliğe düşüp savruluyorum yerden yere. Aklıma gelmeyen köklerin yerine geçmeye çalışırken kökleşemiyorum satırların kuytusunda. Sonsuzluğu hiçle çarpıp toprakla örtülüyorum. Toprağın kokusuna hasret…
Kayboluyorum…

Başa Dön