Öyle bir güçtü ki bizi birbirimize bağlayan… Avare ruhumun ruhuna rastlaması asırlarla ölçülebiliyordu ancak… Aşinaydım sana… ve aşinaydım o dipsiz gibi görünen ateşten ruhuna… Öyle bir bilinmezdi ki seni bana getiren… Beni sana sürükleyen… Bizden güçlü! Zamana hükmeden, kalplerde başlayıp kalpleri büyüleyen… Bitmeyen… Ölümler ve ihanetlerle çalkalanan hayatımıza inat, seni bana beni sana kilitleyen… Ölümlü bedenlerimize ölümsüz sevgiler bahşeden…
Sensiz bir yaşam yoktu artık benim için… Nasıl da anlatırdı her şeyi titreyen dudaklarımızdan dökülen o iki sihirli kelime… Ölümde bile! Ölüm tatlı bir meltem gibi ruhumu okşardı seninleysem eğer… Tuhaf bir mutluluk olurdu; tutardım ellerini ölümün…Biliyordum ki seninleydi ölümüm… Kaç yaşam? İçimde varlığının sıcaklığı, ellerinde ellerim bir de sana duyduğum iflah olmaz sevgim… Kaç yaşam ruhumun diğer yarısı?
Ne çok şey yaşadık biz… Ne acılar biriktirdik zamanın merhametten uzak soğuk ellerine teslim… Ellerinde her bir anının ayrı hikayesi, ellerinde kanlı ölümlerden bir yaşam çizgisi… Ne kadar çok kaybettik? ve kazandık her kaybettiğimizde kutsal bir hediye gibi birbirimizi! Nelerden vazgeçtik? Dillerimizde kararlılık, yüreğimizde bağlılık vazgeçtik her şeyden… Bizden hariç!
Öylesine sevdi ki ruhlarımız birbirini… Öyle derin… Ne zaman anladı; ne de sevgiye susuz kalmış dünya denen çözülmez muamma… O kadar sevdik ki… Ne zaman anladı ne de dünya... Ruhuma aşinalığı asırlık imkânsız sevgim! O başka bir zamandı..!