Çorak topraklar bakılıp ilgiyle hizmet edildiğinde yeşerir; üzerinde otlar, çiçekler rengarenk açar. İlgiyle, şefkatle ve yeterince emekle yalnızlığından kurtulur. Biçimsizliğinden kurtulmaları ekilen tohumların sayesindedir. Ekip dikenlerin de emeği göz ardı edilmemeli…
Dünya canlı, diri bir oluşum. Onu dirilten güzelleştiren içindeki bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Sarıp sarmalayarak dünyayı sahiplenen canlılar.
İnsan kendi içinde ayrı bir dünya, onun sevgiye ilgiye muhtaç bir varlık olması üzerinde yaşadığı dünyaya eş değer… Ruh insanın doğası dünyası…Ruh sahipsiz kalırsa bağsız yani bağlandığı bir düşünce idol ya da arzu olmazsa başı boş öteye beriye çarpıp durarak kendini arayışlar içinde kaybeder. Bu düşkünlük, yılgınlık onu çorak toprakların verimsizliği gibi ölüme mahkum bırakır.
Boş hayaller kuran ruhlar uyurgezerdir. Amacı olmadığı için yolunu bulamaz. Yolunu bulamadığı için yollar arasında dönüp durmaktan sersemler. Değişik bir ifadeyle her yerde olmak için hiçbir yere gidemeyenin durumuna benzer. Martalis “ Her yerde olan hiçbir yerde değildir” diyerek boşuna söylememiş.
Yaşamımın son yıllarını sakin bir ortamda küçük bir kasabada geçirmek isteyişimin nedeni belki de salt bir noktada bulunma arzusudur. Kaygı duymadan, rahatımı düşünerek tek bir amaca yönelişim parçalanmışlıklarımın verdiği yorgunluktan mı? Bu sebeple köşeme çekildim. Kendi benliğimi adam edip ruhumu dizginleyip onu sevgiyle doldurmak isteğimle varlığımı devam ettirmekteyim. Daha ağır ve olgun oluşum bu değişimin getirdiği yenilik. Aslında koskocaman bir devrim var olan bendeki… Bu devrimi kaldırmak kolay oldu mu? İlk zamanlar bocaladım, eskiye olan özlemle kıvrandım. Özlem olup olmadığından şuan emin değilim. O an için özlem olan şuan değişim…