|
Bu kraliçe yüzlü, altın saçlı ve elmas taçlı yarısı yılan yarısı dünya güzeli Mihrimin Sultan’la saat 03.30 olana kadar dertleştik. Her konuda bilgiliydi. Hiç acele etmeden raflardan bir kavanoz indirdi. Oradaki terazide günahlar tartar gibi kitapları tarttı. İçlerinden birini okumaya başladı. Uyku beni hangi saatte götürmüş bilmiyorum. Derin bir uykuya dalmışım. Davul sesleri ile uyandığımda Mihrimin Sultan çok derin bir şekilde uyumaktaydı. Onu uyandırdım, çok korkmuştum. Sol kolumun olduğu yön, yani güney yönümüz iki kulaç açılmıştı. Yanımızdan çok uzaklara bir mavi okyanus bize bakmaktaydı. Artık deniz kıyısındaydık. Düşte olduğumu sandım. Sonra bu mavi ayın yüzünde bir el, el sallamaya başladı. Mihrimin Sultan pür dikkat kesilmişti. Beyaz yüzlü, yüz yaşlarında bir adam gülümseyerek konuşmaya başladı.
‘’Hoş geldin, Salim yolcu. Şimdi üç farklı görevle bir iç kale fethine çıkacaksınız. Bu güzel kız Mihrimin Sultan senin sadrazamındır. Öküzler ve kağnılar sana eşlik edecekler. Tüm traktörleri toplayıp şu kuyuya atacaksınız. Erdal’ın kızı Perihan’ı alıp geleceksiniz. Burada onun ruhunu ameliyat edeceğiz. Bedenini HAR SUYU ile hardal edeceğiz. Onu bir melek biçiminde babası Erdal Geçkin’e ulaştıracağız. Bize nedenlerimizi sorma. Biz de sana gerekçelerini sormayalım. Sen temiz fıtratınla, nefsine teslim olmayışınla bizim âlemimize yaşayan bir beden olarak iltihak ettin. Biz ölmüşler de seni utancın kirli ellerine teslim etmeyeceğiz. Mihrimin Sultan ömründe hiç evlenmemiş Amasyalı bir şairdir. Ölümlü olarak aramızdadır. Seni görevlendirdiğimiz konuların sonunda bir ‘Dünya Barış Antlaşması’ yapacağız. İnsanoğlunun bilgisi, algılama süreci sınırlıdır. Seni sınırsız bilgi ile donatmada Mihrimin Sultan yardımcı olacaktır. Savaş ve hırs oldukça insan yüksek bilince, vesvesesiz yaşama vasıl olamayacaktır.
|
|