Her devrim yokolup gidiyor ve peşinden yalnızca yeni bir bürokrasinin artıklarını bırakıyor. -Kafka |
|
||||||||||
|
Bilimsel olarak, ışık bir elektromanyetik dalgalar bütünü veya foton adı verilen enerji paketçiklerinden oluşur. Ancak bu dalgalar ya da fotonlar, bildiğimiz anlamda "parlaklık" ya da "aydınlık" değildir. Örneğin, Güneş veya bir lamba ışık saçıyormuş gibi görünse de, bu sadece beynimizin bir yorumudur. Güneş ve diğer ışık kaynakları, aslında farklı dalga boylarında elektromanyetik parçacıklar yayar. Bu parçacıklar çevremize yayılarak çeşitli etkiler oluşturur, ancak bu etkiler sadece enerjidir; bizim ışık olarak algıladığımız şey beynimizin bir üretimidir. Fotonlar, ışık dediğimiz algıya temel oluşturur. Bu parçacıklar genellikle çarptıkları atomlardan sekerek yollarına devam eder. Fotonların frekansı, yani titreşim hızı, onların enerjisini belirler. Örneğin: Morötesi (Ultraviyole) Işınlar: Cildimize nüfuz ederek genetik materyalimizde bozulmalara yol açabilir. Uzun süre güneşe maruz kalmanın kansere neden olabilmesinin temel sebebi budur. Kızılötesi (Enfraruj) Işınlar: Enerjilerinin bir kısmını çarptıkları yüzeylere bırakır ve ısı olarak algılanır. Örneğin, akkor haline gelmiş bir sobadan yayılan kızılötesi ışınlar, cildimiz tarafından sıcaklık olarak hissedilir. Fotonların frekansı morötesi ile kızılötesi arasında olduğunda ise bu enerjiyi gözlerimiz algılar. Gözün retina tabakasına ulaşan bu fotonlar, elektrik sinyallerine dönüştürülerek beynimize iletilir. Biz de bu sinyalleri "ışık" ve "renk" olarak yorumlarız. Renk dediğimiz olgu da aynı şekilde tamamen beynimizin bir üretimidir. Çevremizde gördüğümüz renkli dünya, gerçekte yalnızca farklı dalga boylarındaki elektromanyetik enerjilerin bir sonucudur. Gözümüzün retina tabakasında bulunan koni hücreleri, ışığın belirli dalga boylarına tepki verir. Üç ana koni hücresi şunlardır: 1. Kırmızı 2. Yeşil 3. Mavi Bu hücrelerin farklı oranlarda uyarılması sonucunda beynimiz milyonlarca farklı renk tonu oluşturur. Ancak bu renkler dış dünyada yoktur; sadece beynimizdeki bir algıdır. Johns Hopkins Üniversitesi’nden araştırmacı Jeremy Nathans, bu durumu şöyle açıklar: > "Bir koni hücresinin tek yapabildiği, ışığı yakalayıp yoğunluğu hakkında bilgi vermektir. Renk hakkında size hiçbir şey söylemez." Renklerin oluşması tamamen beynimizin elektrik sinyallerini yorumlamasıyla ilgilidir. Dolayısıyla ne deniz mavi, ne çimen yeşil, ne de toprak kahverengidir. Beynimiz dış dünyadaki enerjiyi renk olarak yorumladığı için biz böyle algılarız. Benzer şekilde, ses de dış dünyada var olan bir olgu değildir. Ses, hava moleküllerinin titreşimlerinden oluşur ve bu titreşimler kulak zarımıza çarptığında sinirler aracılığıyla beynimize iletilir. Ancak dış dünyada bu titreşimlerin kendileri dışında bir "ses" bulunmaz. Örneğin, bir radyodan gelen hışırtı aslında kozmik fon radyasyonunun, yani evrenin başlangıcından bu yana yayılan enerji dalgalarının işlenmiş halidir. Madde algımız da ışık ve ses gibi sorgulanabilir. Kuantum fiziği, maddenin %99.9999999'unun boşluk olduğunu ortaya koymuştur. Sir Arthur Eddington, bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: > "Madde, bir hayalet gibi boş bir mekandır." Atomlar ve alt parçacıkları, katı maddeler gibi görünseler de aslında birer enerji dalgasıdır. Yani dokunduğumuz, gördüğümüz veya hissettiğimiz şeyler, aslında beynimizdeki algıların bir sonucudur. Tüm bu bilgiler, algılarımızın beynimizde oluştuğunu ve dış dünyada ışık, ses, renk gibi olguların bulunmadığını açıkça göstermektedir. Bu durum, ünlü düşünür Berkeley'in şu sözleriyle özetlenebilir: > "Şeyler, ancak bizim zihnimizde vardır." Bilimsel bulgular ışığında gerçekliğe dair algılarımızın tamamen beynimizin bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Dış dünyada yalnızca enerji dalgaları ve parçacıklar vardır. Biz ise bu enerjiyi ışık, renk ve ses olarak yorumlarız. Bu, algılarımızın ne kadar subjektif olduğunu ve gerçeklik algımızın büyük ölçüde beynimize bağlı olduğunu anlamamız açısından önemli bir gerçektir. Madde, ışık, ses ve renk gibi olguların fiziksel dünyadaki varlığını sorguladığımızda, modern bilimin bize sunduğu bu derin kavrayışa ulaşırız: Dış dünyada yalnızca enerji vardır, algıladığımız her şey ise beynimizde oluşur. Koklama: Koku Moleküllerinden Beyindeki Algıya Bir insan kokuları nasıl hissettiğini sorduğunda genellikle "burnumla" cevabını verir. Ancak bu, algının temel doğasını anlamadığımızı gösterir. Yale Üniversitesi'nden nöroloji profesörü Gordon Shepherd, burnun sadece bir kanal görevi gördüğünü, asıl algının beyinde gerçekleştiğini açıklamaktadır. Burnumuzun görevi, havadaki uçucu molekülleri epitelyum adı verilen bölgede bulunan alıcılara iletmektir. Bu alıcılar, vanilya veya gül gibi uçucu moleküllerle etkileşime girdikten sonra elektrik sinyalleri oluşturur ve bu sinyaller beyindeki koku merkezine iletilir. Beyin, bu sinyalleri yorumlayarak koku algısını oluşturur. Bu süreçte kokunun bir yönü yoktur; tüm kokular beynin tek bir merkezinde algılanır. Örneğin, bir fırından gelen kek kokusunu gerçekten fırından geldiğini düşünürüz. Ancak bu, beynimizde oluşan bir algıdır. Koku molekülleri hiçbir zaman doğrudan beynimize ulaşmaz; sadece elektrik sinyalleri beynimize iletilir. George Berkeley’in dediği gibi, kokular ve diğer duyular "duyumlarımız sayesinde vardır". Tat Alma: Elektrik Sinyallerinin Yorumlanması Tat alma duyusu da koklama gibi beynimizde şekillenir. Dilimizin üzerinde tuzlu, tatlı, ekşi ve acı tatları algılayan özel alıcılar bulunmaktadır. Bu alıcılar, tat moleküllerini elektrik sinyallerine dönüştürür ve beyne iletir. Bir pasta yerken, tat alıcılarınız pastanın şekerli tadını algılar. Ancak bu tat, beyninizin sinyalleri yorumlamasıyla oluşur. Gerçekte pastanın tadı beyninizin bir ürünüdür. Pastanın görüntüsü, kokusu ve tadı beyninizde birleşerek bir bütün oluşturur. Dış dünyada var olduğunu düşündüğümüz bu tatları hiçbir zaman doğrudan deneyimleyemeyiz. Dokunma: Algı ve Gerçeklik Dokunma duyusu, genellikle algının somut bir kanıtı olarak görülür. Örneğin, bir nesneye dokunduğumuzda onun sertliğini hissettiğimizi düşünürüz. Ancak bu hissiyat da diğer duyular gibi beynimizde şekillenir. Dokunduğumuz bir yüzeyin sert ya da yumuşak oluşu, parmak uçlarımızdaki sinir uçlarının elektrik sinyallerine dönüşüp beynimize iletilmesiyle algılanır. Bertrand Russell’ın vurguladığı gibi, parmaklarımız bir masaya dokunduğunda hissettiğimiz duyum, aslında elektronların elektrik etkisidir. Eğer aynı elektriksel uyarılar başka bir yolla sağlanmış olsaydı, masa olmasa bile aynı hissi yaşayabilirdik. Algının Sınırları ve Beynin Gücü Modern teknoloji, algının gerçekliği konusundaki sınırlarımızı test etmiştir. Örneğin, simülatörler aracılığıyla bir insan, aslında var olmayan bir kediyi sevdiğini ya da bir insanla tokalaştığını hissedebilir. Bu deneyimler, gerçek nesnelerle temas olmaksızın sadece beynin uyarılmasıyla gerçekleşir. Bir çay bardağına dokunduğumuzda hissettiğimiz sıcaklık, çayın tadı ve kokusu, hepsi beynimizde oluşan algılardır. Ancak bu algılar o kadar gerçekçidir ki çayı dış dünyada bir nesne olarak deneyimlediğimizi düşünürüz. Bu durum, beynimizin dış dünyayı algılama ve yorumlama konusundaki olağanüstü gücünü gösterir. Berkeley ve Russell gibi düşünürler, algının doğrudan bir gerçekliği değil, beynimizin bir yorumunu sunduğunu öne sürmüşlerdir. Dış dünyada bir nesne var olsa bile, onun aslına hiçbir zaman ulaşamayız.
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
Book Cover Zone
Premade Book Covers
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2025 | © Muhammed Rıdvan Kaya , 2025
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |