Ama gene de dünya dönüyor! -Galilei |
|
||||||||||
|
Hangi zamanlar kitaplarla vakit geçiriyorum? El cevap: Her zaman! Çünkü kitapları seviyorum. Ne yazık ki bunca sevgiye karşılık çok azını okuyabiliyorum. Bu arada “O” benim için çok önemli biri! O varken kitaplarla değil, kitap niyetine onu okuduğumdan, sadece onun yokluğunda normal kitapları inceliyorum. O’nun yokluğu benim için büyük bir eksiklik olsa da dostlarının varlığı ve samimi arkadaşlarının çevresinde olması içimi rahatlattığından rahat davranıyorum… Zaten o da yokluğuma alıştı, pek bir şey hissetmiyor artık. Her ne ise…Okuduğunuz bu denemenin konusu bir kitapla ilgili… *** Her ne kadar Leo Malet gibi bir Fransız ustaya sahip olsa da kara roman, kara mizah daha ziyade Amerika’yla özdeşleşmiş türler arasında yer alır. Kara roman; klasik polisiyenin tersine, suçu istisnai bir hal olmaktan çıkarıp, toplumun geneline yayılmış bir karabasan olarak ele alır. Yani, herkes ya suç işlediği ya suça iştirak ettiği, göz yumduğu ya da sadece görmezden geldiği için suçludur. Bu katastrofobik dünyaya bir de adaleti gerçekleştirmesi gereken tüm kurum ve kişilerin de boğazlarına kadar suça bulaştığı (yer yer suçun başı olduğu) eklenince tür, adını hak eden bir karanlığa kavuşur. Malet’in kara romanları dedektifsiz polisiyelerdir ve sözde dahi olsa herhangi bir adalet umudu da yoktur. En önemli kara roman yazarlarından Raymond Chandler ise klasik polisiyenin özel dedektifini muhafaza eder; ama onu tanınmayacak denli değiştiriverir. Chandler’ın ünlü dedektifi Philip Marlowe, yakışıklı, ironik, hafiften duygusal, ahlak anlayışını henüz yitirmemiş yalnız bir kurttur. Marlowe Hercule Poirot gibi oturduğu yerden “gri hücrelerini” çalıştırarak olayları çözmez. Zaten cesetler de Marlowe’a Poirot’ya olduğu gibi sakin ve stilize bir biçimde sunulmaz; hiç umulmadık bir anda karşısına çıkar. Chandler’ın romanlarında suç, bir anafor misali Marlowe’u içine çeker. Başta ufak bir hırsızlık gibi görünen olay giderek dallanır budaklanır ve cinayete dönüşür. Suç asla tek bir kişiye yıkılamayacak kadar karmaşıktır ve bu yüzden de olay çözüldüğünde herkes ortaya çıkan utançtan payını alır… Suç durağan değildir Elimdeki bu kitap “+1 Kitap” yayınlarından Ahmet Ümit’in editörlüğünde çevrilmiş. Yüksek Pencere isimli bu kitaba göz gezdirince kahramanımız Marlowe’un “günlük 25 dolar artı masraflar” karşılığı aldığı bir sıradan bir hırsızlık olayına benziyordu. Ancak öyle değil imiş… Antika değerinde, altın bir ABD parası koleksiyonerin dul karısının kasasından çalınır. Marlowe’un görevi ise bu parayı bulmak. Fakat suç durağan değildir ve Marlowe hareket ettikçe o da hareket ederek büyür de büyür! Taa ki olayın ucu bir cinayete çıkar. Altın para il başta salt bir nesneyken giderek ABD’nin altın yıllarının, bir ailenin zenginliğinin ve sırlarının metaforu haline gelir. Bu, Yüksek Pencere’yi, bir solukta okunup hızla unutulacak bir polisiye roman olmaktan çıkarır ve gerçek edebiyatın alamet-i farikası olan bir yapıya kavuşturur. Sonuçta ortaya çıkan gerçek öyle hazin, öyle hazindir ki Marlowe’un patronu dahil kimsenin sevinecek hali kalmaz. Marlowe, Mike Hammer gibi tacizkâr, her an silaha davranmaya hazır bir ihlalci değildir; gerektiğinde sert oynamayı bilir; ama onun asıl silahı alaycılığıdır ve insan davranışlarına olan önyargısız dikkatidir. Önce bir kuram oluşturup sonra da gerçekleri ona uydurmaya kalkmaz; kendini olayların akışına bırakarak çözüme ulaşır. Bu akışa bırakma sayesinde toplumda yer alan tüm kesimler romanda bir geçit töreni yapıyorlar. Evet, “Yüksek Pencere”de malikanelerden ikinci sınıf gece kulüplerine, polis memurlarından kendi halindeki sekreterlere yığınla değişik insan olaya orasından, burasından, şurasından mutlak surette dahil olur. Marlowe’da gözlemlerini büyük büyük laflarla, afili tespitlerle yapmaz elbette. Hem romanın hem de Marlowe’un dili yalın ve yargıdan uzaktır! Roman birinci tekil şahsın dilinden yazıldığı için dedektifimiz, adaletin yerini bulmasını sağlayan bir dehadan çok kendi halinde bir insan şeklinde görünür. Yüksek Pencere kitabı, Humphrey Bogart’tan Robert Mitchum’a birçok ünlünün beyazperdede can verdiği ünlü dedektif Philip Marlowe’la; polisiyenin dahi çocuklarından Chandler’la ve polisiyenin en karanlık türü olan kara romanla tanışmak ya da tanışıklığı ilerletmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum… Artık okur musunuz? Sabaha mı bırakırsınız siz karar verin. Şimdiden iyi okumalar diliyorum herkese.
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
Book Cover Zone
Premade Book Covers
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2024 | © Yûşa Irmak, 2024
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |