|
• İzEdebiyat > Öykü > Gülmece (Mizah) |
21
|
|
|
|
Arkadaşımız Nejat’a kallavi bir şaka yapacağız ama öyle bir şaka olmalı ki yıllarca unutmasın. Hemen hazırlıklara başladık. Önce patlayan sigara vereceğiz sonra patlayan sakız sonrada uydurulan sefer görev emri ile askere yollayacağız... Zaman ve zemin uygun. Birinci Körfez Savaşı zamanları... Epey uzun zaman geçmiş. O günlerde çok çok kızmıştı... |
|
22
|
|
|
|
Mustafa bey asansörün on gün kadar kullanım dışı olacağını sebebinin de bir minik fare olduğunu söyleyince hayretlerim tavan yaptı haliyle... Whatsap grubumuzda da farenin profilden ve önden fotosunu da paylaşmış. Öyle fındık, fıstık ya da leblebi faresi gibi filan değil. Orta halli bir kedi kadar, hatta kediden bile büyük denilebilecek cinsten... Tom ve Jerry de ki fare Jerry ile uzaktan yakından alakası yok...
|
|
23
|
|
|
|
Oğlan büyüdü, geldi onsekiz yaşına. Reşit oldu bir de ehliyet aldı yaşına girince, biz de arabanın arka koltuğuna doğru kayıyoruz yavaş yavaş. Oh be biraz da siz sürün ben arka koltukta keyif çatayım. Biz yaşlanıyoruz yavaş yavaş onlarda çocukluktan gençliğe adım atıyor haliye, olgunlaşıyor, düşünce ve davranışlarıda ona göre değişiyor ve gelişiyor. Bakıyorum da benim gençlikte sergilediğim davranışları üç aşşağı beş yukarı onlarda sergiliyorlar, çok da büyük hatalar yapmadılar mı kızamıyorsunuz keratalara... |
|
24
|
|
|
|
Yok, yok kimseleri tavlamıyoruz. Bacanak ile tavla oynuyoruz. Seneler var elime almamışım. Bilirimde oynamam. Oynarım da yenemem... Yenilirim de kızmam... Sevmemde, her zaman satrancı tavlaya tercih ederim, ama bacanak ’’Gel sana biraz ders vereyim.’’ deyince, tabi kaçmak olmaz, oturduk tavlaya... Bakalım burada kim kimi tavlaya... |
|
25
|
|
|
|
Emekleyerek mi giriyordu, sürünerek mi giriyordu koltuğun altına? Aklına esiyor, sen başka bir yere bakıyorken o da hemen kayıyordu koltuğun altına. Koltuğun altına girdi mi oradan çıkartmak büyük problem oluyordu... Canım cicim diyorsun anlamıyor, Katiya yapma böyle çık oradan diyorsun onu da anlamıyor, ancak senin tutup elinle çıkartman gerekiyor, o zaman yelkenleri suya indiriyor. Zaten Katiya bir makine, temizlik robotu, ama o bizim bir tanemiz... |
|
26
|
|
|
|
Makarna bu her ne kadar çok kolay pişse de, yine de bazen dikkat etmek gerek. Suyuna bol tuz katmak gerek ki makarnalar birbirine yapışmasın. Süzerken de suyunu iyi süzmek lazım. Üzerine biraz ketçap, hadi buyurun, afiyet olsun...
Makarnanın başkenti bildiğinizi gibi İtalya... Orada her çeşit makarna var. Hani bizim Lazların hamsinin her çeşidini, hatta tatlısını bile yapması gibi, makarnanın da sanırım İtalya da tahmin edemeyeceğimiz kadar çeşidi vardır... Spagettisinden tutunda, Lazanyasına kadar... |
|
27
|
|
|
|
Memleket Orta Zekalılar Cenneti... Orta Zekalıları sakın hafife almayın. Normal zekanın bir tık altı yani öyle söyleyeyim... Maşallah maşallah, aman nazar mazar değmesin. Barış Manço’nun o eski şarkısı geliyor hemen aklıma hani sözleri var şöyle ’’Heeeey koca topçuuuuuuu, şu dağlara yan geleeeeeee.’’ Topçu dediğin zaman durup bir beş dakika düşüneceksin, olmadı, beş dakika yetmez on hatta on beş dakika düşünmeli... |
|
28
|
|
|
|
Bir kaç gündür sağ elim hatır hutur kaşınıyor, paradan eser yok, sanki bu, halk hikayesi, efsane gibi. Aslında çok da paraya ihtiyacım var şu sıralar, ama gelmiyor işte... Sonra niye sadece el kaşınması, ayak kaşınmasında ya da kafa kaşınmasında bir şeyler olmuyor? Kafam kaşındığı zaman mesela güzel fikirler gelse kafama, ne güzel olur değil mi...
|
|
29
|
|
|
|
Tamir dedin mi bizim evin ustası her zaman hatundur. Elinden bir uçan birde kaçan kurtulur tamir konusunda, hatta biraz ileri gideyim onlarda kurtulmaz. Genlerden, genlerden, babasından, bizim rahmetli kayınpederden almış yeteneğini... O’nun da eli çok yatkındı tamir işlerine. Bendenizde mamir işlerinden anlarım. Mamir işleri de Hatun tamir yaparken ne kadar onun dışında başka iş varsa o işler oluyor... Biraz lüzumsuz işler işte anlayın... |
|
30
|
|
|
|
''Anneee bu gün ne gıyseeem kız'' anne çocuğa bakarak ''Eski bir pantolonun var şurada geçen gün dizlerini yama yaptımdı kız istersen onu giy'' peşinden erkek çocuk girer içeriye ve o da sorar ''Anaaaa ne geycem kız bu gün hele de bahalım'' anne yine gözleri parlayarak çocuğuna döner ''Ağabeyinin geçen seneden kalma bir pantolonu var Muharrem geçen senenin sonbahar yaz kreasyonundan kalma istersen onu giy evlat... |
|
31
|
|
|
|
Televizyonlarda duyunca cumhurbaşkanlığı için yüz bin imza yetiyormuş diye, bayağı heyecanım artmıştı. Öyle ya benim kimin oğlundan kızından eksiğim vardı. Ben de bu ülkenin sevgi dolu bir vatandaşıydım. Herkesi de kucaklayabilirdim, hatta yanaklarından bile öpebilirdim... Hatta onların kahvelerine gidip okey oynayabilir, düğünlerinde de elime mendil alıp tey tey tey diye halayda çekebilirdim... |
|
32
|
|
|
|
Yok, yok bu böyle olmayacak. İçimde önüme gelen her şeyi öpme isteği depreşiyor ki hem de ne depreşme, anlatılmaz, ancak yaşanır. Bundan sonra kimleri öpmeli? Halı var, perdeler var, masadaki tabak çanaklar var, kitaplarım var, kitapların sayfaları var, kitapların arasına koyduğum ayraçlar var, kalemlerim kağıtlarım var... Çoban Sülü ''Süleyman Demirel'' gibi yakaladım mı kendime hızlıca çekip öpmeliyim. Öpülenler öpülmekten nefessiz kalmalı adeta... |
|
33
|
|
|
|
’’Uganda’da 7 kadınla evlenen adam herkesi şaşkına çevirdi. İkisi kız kardeş olmak üzere aynı gün 7 kadınla evlenen Ssaalongo Nsikonenne Habib Ssezzigu isimli hekim, yaşadığı Bugereka kasabasında yerel halkı da şoke etti. Ayrıca Ssezzigu, eşlerine düğün hediyesi olarak ise araba verdi.’’ BASINDAN
’’Uganda’da akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. Geleneksel tedavi yöntemlerini uygulayan bir hekim, aynı gün içinde 7 kadınla evlenerek ortak düğün yaptı.’’ BASINDAN |
|
34
|
|
|
|
Onu tanımak, tanımış olmak ilginçti gerçekten. Akrabam mıydı, asker arkadaşım mıydı, komşum muydu, aslında hiç birisi değildi, ama yine de ilginçti O’nun ile ilk defa karşılaşmak, konuştuğunu görmek ve de sohbet etmek
Buzdolabını açınca ’’Şşşşt şşşt’ diye gelen bir ses ile irkilmiştim. Kimdi bu sesin sahibi, balkona yakındım filan, belki bahçeden de geliyor olabilirdi. Balkona çıkıp baktığımda kimseleri görememiştim... Biraz daha dikkat edince buzdolabının içinden ve içindeki bir şeftaliden geldiği ortaya çıkmıştı ayan beyan...
|
|
35
|
|
|
|
Evet benim Acun’dan neyim eksik bende bundan sonra takım almaya karar verdim. Hmmmm dur bakayım Real Madrid’i mi alsam yoksa New Castel United mi benim radarıma girse bilemedim şimdi... Bakarsın belki de Bayer Münih’e kancayı takarım... Oda olmadı Arjantin’e mi yönelsem Boca Juniors filanda olur... Yoksa Papua Yeni Gine Futbol liglerinden bir takım satın alırım, o da olur, olmaz diye bir şey yok... |
|
36
|
|
|
|
Rızkı veren her ne kadar Allah cc. olsa da, ticaret hayatı içinde bunu bilende var bilmeyende. İdrak edende var, edemeyende. Bizim binamız aşağı yukarı yüz yirmi yıllık bir bina. Kurtuluş Savaşının ilk zamanlarında misafirhane olarak da kullanıldığı söylentiler arasında... Dile kolay tamı tamına elli bir sene babamız ve bizler aynı çatı altında namusumuzla ticaret yapmaya çalıştık. Kısmet buraya kadarmış. |
|
37
|
|
|
|
Zaman zaman oluyor devlet kurumlarına ve özel sektör kurumlarına, siber saldırılar... Biz erkeklere de Sibel saldırıları var, aslında hiç istemesek de... Sibel saldırı dediniz mi, şöyle durup durup bir üç beş dakika düşüneceksiniz... Hangi Sibel’den bize saldırı geliyor diye... Belki adam daha önce Sinan filandı da sonra Sibel oldu... Sonradan Sibel olduysa onun saldırısı daha tehlikeli... |
|
38
|
|
|
|
İşte böyle güneşli bir pazar sabahı, geldi bizim kahvaltıya dadandı. Benlik bir şey yok, ben kolay kolay korkmam arıdan, ama benim evlat ve hanım her nedense huzursuz oldular... Hop oturup hop kalkıyorlar bana dönüp ’’Baba şunu kovsana, baba ne yapacağız ya ısırırsa, baba bir şeyler yapsan güleceğine.’’ sorular yıldırım gibi geliyor... |
|
39
|
|
|
|
Kim kopardıysa onu hayattan, öyle ya ağzı dili yok ki ona lanet bile okuyamaz, küfür bile edemez, tek bir kötü söz dahi söylemezdi... Hatta içinde birileri varsa, onlar bile sesini çıkaramazdı... Nihayetinde onlarda elma kurduydular, ağızları var dilleri yok. Hatta ağızları dilleri bile yok belki... Şehzadeler Şehri Amasya’dakiler de bayağı meşhurdu... |
|
40
|
|
|
|
Bizim büyükamcaoğlu güzel akerdeon çalar. Biz de; benim birader, küçük amcaoğlu ve ben oynarız akrabalarla birlikte, çoğu zaman Artvin Halk Oyunları, bazen çarliston, arada Şeyh Şamil öyle yapar çıkarız düğünleri. Rahmetli babamdan kalma bir güzel meşgale diyelim. O da zamanında çok oynamış gençlik yıllarında...
|
|
|
|